Zihni Bey yorumunuzda sizin gönderdiginiz her iki linkdeki yazilanlari da okudum ve acikcasi üzüldüm biraz...Onun icin aciklama yapma geregi hissetim...
Kiz cocuklarinin erken evlendirilmelerini Islama yakistiranlar, bunun Hz. Muhammedìn yaptigi ornek bir is gibi gösterenler amaclari sadece Islam dinini karalamak olanlardir diye düsünüyorum;
Hz Muhammed o gunun sartlarinda Islami yaymak amaciyla yapmisdir evliklerini...Hz, Aise nin Islam tarihindeki cok önemli bir yeri ve rolu oldugunu da unutmamak gerekir.Hz Muhammed é Hz Aisenin yuzu bir su dolu bir kap icinde gösterilmis bununla evlen denilmisdir ve Peygamber hanimlari icinde yine Hz Cebraili gören tek kisi o dur.Bu da Hz Aisenin Allah katinda nedenli önemli bir yerinin oldugunu kanitliyor.
Bunlari asiliz hadislere dayandirmak bence inancinizi sorgulamakla esdegerdir ki böyle bir seyi yapmakdan Allah korusun hepimizi.... Konuyla ilgili Yasar Nuri Öztürk ´un AsriSaadetin Buyuk Kadinlari isimli kitabindan bir alinti yaptim, daha fazlasi icin Yasar Nuru Hocanin sitesinde kitabin tamami var;
http://www.yasarnuriozturk.com/asrisaadet_kadinlari.html
HZ. PEYGAMBER’İN ÖLÜMÜNE KADAR ÂİŞE
Tarihe “Müslümanların annesi ve Son Peygamber’in eşi” olarak geçmiş bulunan Hz. Âişe, Arap Yarımadası’nın Mekke şehrinde doğup büyüdü. Annesi, Kinane soyundan Ümmü Ruman, babası Teym soyundan Ebu Bekir diye tanınan Abdullah, lakabı Sıddıka ve Hümeyra, ünvanı Ümmül Müminîn’dir. Anne ve baba tarafından, Mekke’nin ileri gelen ailelerinden olan Âişe, yaşadığı kentin iffet, cömertlik, asalet ve bilgi ile seçkinleşmiş bir kişisi olan Ebu Bekir evinde doğup büyüdü ve bu evde, devrinin ve çevresinin en iyi terbiyesini alarak yetişti. Bir rivayete göre İslam’ın zuhurundan dört yıl sonra, diğer bir rivayete göre ise çok daha önceki bir tarihte doğmuş olan Âişe, Son Peygamber’in ilk bağlıları arasına giren babasından, çok küçük yaşlarda İslam terbiyesini de alarak yetişti.
Eşi Hatîce’yi kaybeden Son Peygamber, kendisine hem ev işleri ve çocukların bakımında yardımcı olacak, hem de İslam’a davet faaliyetlerinde destek olacak eşlere ihtiyaç duydu. Bunun için, bir yandan yaşlı ve dul bir kadın olan Sevde’yi, öte yandan da en yakın arkadaşı ve iman dostu olan Ebu Bekir’in kızı Âişe’yi istetti. Ebu Bekir, kızını daha önceden Mut’ım adlı bir hemşehrisinin Cübeyr adlı oğluna söz verdiğini, bu kişinin isteğinden vaz geçmesi halinde Hz. Peygamber’in isteğine olumlu cevap vereceğini bildirdi. Esasen Mut’ım ailesi, bir Müslüman olan Ebu Bekir’in kızını almaktan vazgeçmişti. Bu aile putperest idi ve bu ailenin hanımı: “Bu Müslüman kız evime girerse oğlumu dininden eder.” diye endişeleniyor ve kocasına: “Bu kızı evime sokmam.” diyordu. Burada bir noktaya dikkat çekmek isteriz: Asrısaadet adlı eserin mütercimi merhum bilgin Ömer Rıza Doğrul’un da üzerinde ısrarla durduğu bu nokta şudur: Genel kanaat, Hz. Âişe’nin Hz.Peygamber tarafından istendiği zamanda altı yaşlarında olduğu yolundadır. Fakat şu Mut’ım olayı, Doğrul’un da isabetle belirttiği gibi, bunun kabul edilmesini zorlaştırıyor. Çünkü Hz. Peygamber’in isteği, İslam’ın zuhurundan on yıl sonradır. Âişe o sırada altı yaşındaysa nübüvvetten dört yıl sonra doğmuş olmalıdır. Daha ilk günlerde Müslüman olmuş bir Ebu Bekir’in, putperest bir aileye kzını gelin vermek üzere anlaşmış olması, bu şartlar altında nasıl mümkün olabilir? Anlaşılan odur ki, Âişe, Ebu Bekir’in Müslüman oluşundan epey önce, bir putperest aile tarafından istenmiş ve babası da bunu kabul etmiştir. Eğer bu istek, Ebu Bekir’in Müslümanlığı kabulünden sonra olsaydı, Peygamber dostu bir Ebu Bekir, kızını bir putperest aileye asla vermeye kalkmazdı. O halde, Âişe, Müslümanlığın zuhurundan önce doğmuş ve hatta, o sıralarda, bir aile tarafından gelin edilmek üzere istenecek duruma gelmişti. Bunu, Arap Yarımadası iklim şartları içinde düşünürsek, Âişe’nin İslam’ın zuhurundan en az beş, altı yıl önce doğmuş olduğunu kabul gerekir. Buna göre de, Âişe’nin, Hz. Peygamber tarafından istendiği sırada, en az on dört, on beş yaşlarında olması icap eder.
Ebû Bekir, Mut’ım ailesiyle konuştu ve onların, eski taleplerinden vaz geçtiklerini öğrendikten sonra Hz.Peygamber’e, isteğinin kabul edildiğini bildirdi. Ebu Bekir bu arada Allah Elçisi dostuna şunu sordu: “Biz seninle kardeş değil miyiz? Peki, nasıl oluyor da sen benim kızımla evlenmek istiyorsun?” Ebu Bekir, Araplar arasında ki “Birbirini kardeş eden kişilerin kızları onlar tarafından eş olarak alınamaz.” geleneğine işaret ediyordu. Her söz ve davranışı, ya bir yaratılış kanununu yeniden belirleyen veya bu kanunlara ters düşen âdeti yıkmak olan Hz.Peygamber gülümsedi ve Ebu Bekir’e dedi ki: “Sen benim kan bağıyla kardeşim değilsin, din kardeşimsin. Bu benim, Âişe’yi istememe engel değil.” (Taberî, 3/161 vd.) Hemen işaret edelim ki, Hz. Peygamber-Âişe evliliği, bundan başka daha birkaç putperest âdetin yıkılmasına yarayacak ve Müslümanlara örneklik edecektir
Recent Comments