May 03, 2008

BİR SALYANGOZUN ÖLÜM YILDÖNÜMÜ

Önümüzdeki hafta boyunca pc siz bir yasamda olacagim :-) o yüzden simdiden Tayfun Beyin kücük hikayesini yayimlamak istedim...Kendisine katilimindan dolayi tekrar tesekkürler....Yorumsuzdur, yorum kabul edilir ;-)

Bu hazin düşünce ebediyen benimle kalacak sanırdım. Bütün sevmeler, ardına birden başlayan ayrılıklar ve olan bütün hüzünler, bitmeyecek gibi gecelerce duvarlara karşı sözcüklere dönüşüverirdi. Elbet zaman geçer; yollara gidilir, yoldan gelinirdi. Bir gece vakti fitil lambasında garip gölgelerde, bir sessizlikte her şey hatırlanır; belki odalarda, belki yanan tek ışık kalmadığında ağlandıkça ağlanırdı.

Annemin gençlik yıllarından kalmış bir zaman dilimi, sandıklardan çıkan her bir resimde yeniden hatırlanırdı.Fakat bu küçük nüksedişlerden hiçbiri son zamanlardaki kadar etkili olmamıştı.Yıllar öncesinden kalan siyah beyaz resimler,arkadaş resimleri, giyilmemiş elbiseler,düğün resimleri…Her bakışta bir müzik çalardı sanki yanıbaşımda..bir kemancı, yağlı parlak saçlarıyla bir şarkıcı..her sandık açılışında kadın sesleri,her sandık açılışında ağır ağır geçen zaman,ağır ağır büyüyen ellerim..

**
Trenin istasyona gelmesine az kalmıştı.

Artık bütün gitmelerin bitmiş olmasını diliyordum. Yıllarca başka şehirlerden, başka evlerden; belirsizce, yorgunca dönüyordum. Gitmeyecektim. Küçük bir hüzün diliminde dahi içimdeki saklı yerden çıkıveren pişmanlık elbet kurtarmayacaktı beni. Artık tamamen unutulduğuma inanmıştım ki, bunca yıldan sonra gelen ilk mektup geriye dönüşüme sebep olmuştu.

Tenha sayılmazdı istasyon. Kimi kanepelerde, kimi ayakta, kimi yüklerin üzerinde... Tren istasyona gelip hareket ettiğinde, içinde bir baba oğlun bulunduğu kompartımanda yer bulmuştum kendime.

-‘Uğurlar ola!’
-‘Sağolasın!’

Bu manzara hislendirmemişti beni. Bir baba, bir oğul.. belki aşinalıktan, belki başka... fakat arada bir göz göze geliyorduk. Sonra indiler. Kimseler kalmadı. Yalnızlık!.. Bu his her yerde idi. Trende, evde, sokakta..Bazen mahşer kalabalığından kendi sesini duyuyordu insan.
Cebimden Osman’ın mektubunu çıkardım. Yüzüm yoktu belkide böylesine hatırlanmaya dahi.Annemi düşündüm..Yağmur yağdığı vakit, duyardım sesini.O evde sobamız yandıkça,içimizde bir huzur olur,yoksunluğun her çeşidi unutulurdu..İşte o zamanlar anlamıştım.Annem bir salyangozdu.-‘oğlum!’ der,’siz yoksanız ben üşüyorum..’

Tren upuzun gidiyordu..

Tayfun.....

April 28, 2008

Mimlendim....

Sevgili Zihni Abim mimlemiş beni;üstelik yazmayi cok isteyip de yazamadgim mimlerden icralik olmak üzereyken :-)

Bu arada sitemi Ziyarette bulunup, kendine kücük bir köse arayan Tayfun Bey'e selam eder; yazinizi bu yazinin hemen ardindan diger arkadaslarla paylasacagimi beyan ederim efendim  ..

Gelelim Mime;Mimin konusu 'mimlenmek' olsa da diger bloglarda yazan yazarlardan anladigim kadariyla serbest mı takilmis herkez..?

Ben de öyle algilayarak ; ve keyfimin yerinde olmasi sebebiyle de mimlenmek konusunda uzun bir yazi yazmak niyetinde degiim...Zaten konu Zihni Abinin  sıtesinde burdan , Ası hn mın sitesinde burdan yeterince tartişilmiş...

Ben sizlerle tamamen serrrbeeessttt takilarak su siralar agzimdan düsürmedigim ve nakaratini agzima mimledigim ve su an sizin de dinlediginiz sarkiyi paylasiyorum...

' I wish I knew you Before' ;

' I wish I knew you Before'

' I wish I knew you Before'

sarkinin diger sözlerini merak edenler icin;

So called Mr Rock And Roll
Is dancing on his own again
Talking on his phone again
To someone who tells him that his balance is low
He's got no where to go
He's on his own again

Rock chick of the century
Is acting like she used to be
Dancing like there's no one there
Before she never seemed to care
Now she wouldn't dare
It's so rock and roll to be alone

And they'll meet one day
Far away
And say "I wish I was something more"
And they'll meet one day
Far away
And say " I wish I knew you, I wish I knew you before"

Mrs Black and White
She's never seen a shade of grey
Always something on her mind
Every single day
But now she's lost her way
And where does she go from here

Mr Multicultural
Sees all that one can see
He's living proof of someone
Very different to me
But now he wants to be free
Free so he can see

And they'll meet one day
Far away
And say "I wish I was something more"
And they'll meet one day
Far away
And say "I wish I knew you, I wish I knew you before"

He says "I wish I knew you, I wish I met you
When time was still on my side"
She'll say " I wish I knew you, I wish I loved you
Before I was his bride"

And so they must depart
Too many more are broken hearts
But I've seen that all before
In TV, books and film and more
And there's a happy ending
Every single day

And they'll meet one day
Far away
And say "I wish I was something more"
And they'll meet one day
Far away
And say "I wish I knew you, I wish I knew you before"
peki ben de bu mim gülünü ;sevgil aycaya atiyorum.

Rose

April 13, 2008

Insan olmak yada olmamak

Ben Türkiyeye dönmek istemiyorum arkadaslar...Hele hele Istanbula dönmeyi hic istemiyorum...

Uzun zamandir sokakta yürürken gördügüm, hissettigim, duydugum o pis bakislari üzerimde, yüzümde, vücüdümda tasimak istemiyorum...Burda belki  daha farkli sorunlarimiz var ama ne kiyafetimden , ne de sacimin renginden  ne de rahatligimdan dolayi bu pis, tiksindirici bakislara maruz kalmak istemiyorum...

Malesef Turkiyedeki bayanlar `insanca sokakta dolasmanin`ne oldugunu bilmiyorlar, cunki ülkemizde insan kiliginda pek cok hayvan yasiyor...Belki onlara Hayvan demek hayvanlara hakaret olur...Insan bile dememek lazim...

Italyan Pippa Bacca , baris elcisi  kalbi temiz insan Gebzede, tecavüz edilmis ve öldürülmüs olarak bulundu...

Tüm haberler, dünyaya nasil rezil oldugumuzun derdinde...Yazik ki bu baris elcisi Turkiyedeki pek cok kadinla ayni kaderi paylasti...

Kücük yasta evlendirilen, cinsel istismar edilen,özgürlüklerinin cogu ellerinden alinmis Türk kadinlariyla....Farkinda degilseniz eger AKP ve türeyen türbanlilarla birlikte , giyim tarzi daha buyuk bir  cikmaz haline geldi...Ve bunu piskin piskin `ee o da öyle giyinmesin, su testisi su yolunda kirilir `seklinde aciklayan ve bu sekilde kizlarimizi kadinlarimizi baski altina almaya calisan bir sürü akli iki apis arasinda olan ve ulkeyi yoneten insanlar var...

bu insan müsvettelerinin hepsinden, ülkemizdeki bir cinsel acliklarindan etrafa saldiran ve sonrada elini kolunu sallayarak cikan tüm hayvanlardan tiksiniyorum...En basinda da insanlara kendi bedenine bile dokunmasini yasaklayan, kizlik zarindan dolayi kizlarimiza kendini oldurten zihniyetten tiksiniyorum...

Yataginda huzurlu uyu sevgili Bacca...

Ist2_4704122_red_roses_xxl

March 26, 2008

Ostern, Berlin ve dört guzel gün...

Yumurtalarimizi boyadik, ostern bayramimizi istirak ettik ve döndük : -)

Ostern nedir, ne yapilir diye soranlariniz varsa konuyla ilgili yazima asagidaki linkden ulasabilirsiniz...

http://www.hayatsevinceguzel.com/hayat_sevince_guzel/2007/04/frohe_osternhap.html

Bu karli Ostern zamani evde kapali kalmaktansa kendimizi yine yollara vurduk ve bu sefer`Ver elini Berlin´ dedik...

Yedigimiz ictigimiz bizim, gezip gördügümüz yerler sizin olsun diyerek Berlin´i yeni actigim bir sayfada anlatmaya calistim.

Iste o yeni sayfanin linki: Ben bir kücük cezveyim köse bucak gezmeyim!!!

http://www.hayatsevinceguzel.com/dunya_kazan_biz_kepce/

Hadi bakalim kolay gelsin ;-)

March 18, 2008

Mutluluk ve guzel bir aksam...

Mutluluk

''mutluluk : aşkın alışkanlığa dökülmüş süresi.'' demis Usta.. (Özdemir Asaf)

ve yeni okudugum kadariyla yunancadaki mutluluk (eudaimonia) sozunun icinde seytan (daimon) gizliymis...Altinda buyuk bir bilgelik yatarak mi soylenmis bilmiyorum ama bildigim tek sey mutlu olmak icin uzaklara bakmaya, aramaya gerek yok, Mutluluk icimizde...Sadece kendini biraz daha tanimaya calismali, hersey kalbimizde duruyor, ordan uzanip almak ve bulasici hissi baskalarina da bulastirmak lazim eger siz de benim gibi baskalarinin mutluluklarindan mutlu olabiliyorsaniz....

Gecen Cuma günü  arkadaslarimizla yedigimiz cok guzel bir aksam yemeginin ardindan  Abdullah Oguz ´un ` Mutluluk ´filmini seyrettik.

Bilindigi üzere,  film pek cok dalda altin portakal ödülünü almisti.

Ben begenmedim, Özgü Namali kesinlikle cok yapmacik buldum. Filmin gecisleri, Meryem ve Cemalin, Proföserle olan iliskilerinin gecisleri cok kotuydu ve film sanki bana sadece juri üzerine  oynananarak yapilmis gibi geldi...

Zaten  seslendirme yok gibi bisey..Konunun klişe olmasi önemli degil ama tecavüz sahnelerinden oldum olasi nefret ederim,

Bu arada kötü adamin kim oldugunu dakkada bildim : -)

Bence vasatti ama ne demisler film bahane sohbet sahane...Tabiki Zeynep`in izin verdigi ölcüde : -)

Burdan tekrar sevgilerimi gönderiyorum...Hersey cok guzeldi, ellerinize saglik arkadaslar...

March 09, 2008

Improbable/Olasiliksiz

Olasiliksiz

Bilim kurgu türü romanlara merakliysaniz, son zamanlarda bir solukda okudugum ender kitaplardan birini size tavsiye ediyorum. `Olasiliksiz´ Yazari Adam Fawer.

Daha önce yazdigimi hatirlamiyorum ama Kuantum fizigine karsi büyük bir meragim var hatta su anda bu konuyla ilgili universitede birseyler yapmak düsüncesindeyim.

Bu kitap Olasilik, teoremler, kuantum fizigi, bilim kurgu,mafya üzerine cok guzel bir kurguda ve akicilikda devam ediyor ve kitabi elinizden birakamiyorsunuz...

kitapta gecen kucuk bir bolumden ornek vermek istiyorum;

´´Schrödinger´in felsefi sorunu su: Bir kediyi biraz siyanür gazi,radyoaktif bir atom  ve enerji sezdigi anda calismaya programlanmis bir cekicle ayni kutuya koyarsan ne olur?

Eger radyoaktif atom hareketlenirse, cekic siseyi kiracak, gaz dagilacak ve kedi ölecek...Atomda bir hareketlenme olmazsa, o zaman cekic hareket etmiyecek ve kedi yasayacak..

`ama sen kutuyu acip gözlemliyene kadar o ne hareketli ne de hareketsiz, ikisinin olasi bir bilesimdir. O zaman soru su: Kutu kapaliyken kediye ne olur?

Kolay gelsin ;-)

not: eger Alev Alatli `nin Schrödinger´in Kedisi kitabini okumadiysaniz onu da siddetle tavsiye ederim..

March 06, 2008

Gercek Olaylar

Hepsi gercek olaylardan alinmistir.

1. Exxon'a ait bir petrol tankeri Kanada  aciklarinda battiktan sonra,
iki tane deniz ayisi 80.000 dolar harcanarak temizlenmis ve buyuk bir torenle 

    denize birakilmislar. Tam 2 dakika sonra herkesin gozleri onunde bir mavi balina deniz ayilarini yemis..........

(neymiiis: dogaya asla mudahale etmeyeceksiiiin)


2. New York'ta yasayan bir psikoloji ogrencisi kiz bos odasini bir marangoza kiralar.
  Amaci onunla konusup, adamin davranislarini incelemek. Ama iki hafta sonra marangoz kizi bir balta ile parcalar.......


(neymiiiis: insanin basina ne gelirse ya meraktan............)


    3. Bonn'da iki gosterici, domuzlarin kesimevi'ne barbarca goturulup orada kesilmelerini protesto ederken,
domuzlarin bulundugu yerin kapilari kirilir ve 2000 domuz kacisirken, iki gostericiyi ezerek oldururler.......


(neymiiiis: demekki domuz domuzlugunu yapar)


4. Amerika'da kadinin biri evine gelir ve kocasini mutfakta titrerken gorur.
          Belinden su-kaynatici'ya dogru bir kablo gitmektedir. Kadin hemen kalin bir tahta parcasi bulur ve adamin koluna vurarak
       onu elektrik sokundan ayirmaya calisir. Adamin kolu iki yerinden kirilir.Sonradan anlasilir ki, kocasi orada mutlu bir sekilde mp3calarda muzik dinliyordur....

      (neymiiiiis: kadin milleti her zaman erkek milletinin mutluluguna engeldir)


VE SONUNCUSU

5. Irakli bir terorist postaya bombali-mektup verir.

         Posta ucreti eksik odendigi icin mektup kendisine geri postalanir.Herseyi unutan terorist mektubu acinca parcalanarak olur......


(neymiiiis: unutkansan terorist olmayacan)


March 02, 2008

Eski Ben...

1958_06_meditative_rose_1958_2

Salvador Dali:Meditative rose

Eski ben olmak istermiydiniz?

Eski Beni yeni benle yüzlestirirmisiniz bazen?...Eskiden böyleydim, eskiden söyle yapardim...Eskiden bunu yemezdim, eskiden bunlari okumazdim...

Ben de yüzlestim biraz, eski ve simdiki Benle...

Eskiden cok hirsliydim, artik degil...

Eskiden anlik yasardim, artik degil...

Eskiden beni üzenleri aklima ve agzima bile alamazdim,simdi onlarla yüzlesebiliyorum....

Eskiden altta kalmamak bir ölüm kalim meselesiydi, artik  susmasini da ögrendim...

Eskiden detaysizdi hersey, simdi guzelliklerin detaylarda gizli oldugunu ögrendim...

Eskiden hersey paylasilmaliydi, artik sadece istediklerimi paylasip, istemedilerimi paylasmiyorum..

Eskiden bir kalemde sildiklerimi, simdi tekrar ve tekrar düsünüyorum, cizgileri siliyorum...

Eskiden kirginliklarimi her seferinde her olayda tekrardan yasardim, simdi kapattigim defterleri bir daha acmiyorum...

Eskiden mutlulugu anlik birsey sanirdim, simdi mutlugu ellerimden kacirmamak icin calismak gerektigini ogrendim...

Eskiden hic sevmemisim meger, simdi seviyorum , sevmedigim yillarin acisini da cikartarak...

sordugum soruda ,bana gelince ;ben ,eski Ben olmayi kesinlikle istemiyorum,,,

Ömrüm yettigi sürece ; Simdi,burda ,bu benle , daha iyi duyan, hisseden, anlayan deger veren ve seven benin tadini cikarmak istiyorum....

February 24, 2008

Sessizligin Sesi....

su anda fonda calan sarki... la voce del silenzio... Bir Andrea Bocelli sarkisi...

Hem dinliyorum hem düsünüyorum...

Hem düsünüyorum, hem de üzülüyorum...

Bu genc yaslarinda hayatlarini vatan ugruna feda eden gencleri, aileleri, yasadiklarini...

Alllah rahmet eylesin, mekanlari cennet olsun insallah...

Düsünüyorum,

su hayati...

Su avuclarimizdan gecip giden hayati...

Su 32 yila sigdirdiklarimi...

hatalarimi, sevinclerimi, kalp kiriklarimi,,

basardiklarimi, vazgectiklerimi,,

geri dönüp tekrar basladiklarimi, devam edip biraktiklarimi,,,

Yasam senfonidir demis bir sair, kendi senfonimi caliyorum; ama bitmemis biliyorum...

O son an gelince, o senfoni bitince(ki bitirebilirsem eger) nasil olacagini merak ediyorum...

Bilmiyorum, bu aksam hüzünlüyüm biraz...

Biraz kendini dinleyen, biraz ümitli biraz duygusal biraz da biraz iste dostlar....

---------------------------------------------------------------------------------

Sarkinin sözlerini merak edenler icin ;

birazcık sessiz kalmak istiyordum
seni düşünmek için biliyorsun
ve sessizlikte
bir ses duydum içimde
öldüğünü düşündüğüm
sevdiğim bir çok şey
yaşama geri dönüyor

sessizlik denizinden
bir gölge gibi geridönüyor
gözlerimin içinde o özlediğim

sessizlik denizin bir gölge gibi geridönüyor
özlüyorum senin bildiğinden daha fazla

sessizlikte hiç beklemediğim şeyler var
bir ses istiyorum

ve birdenbire
farkına varıyorsun ki sessizliğin
kaybettiğin şeyleri geri döndüren bir yüzü var

ve ben aşkını duyuyorum
kalbimde hissediyorum
hiç kaybetmediğin yerini
tekrar alıyorsun

Download 01_la_voce_del_silenzio.mp3

February 14, 2008

Birinin Kahramani olmak...

Kemik iligi ve kan vericelerini bulmak malesef ülkemizde cok zor, Avrupadaki donör sayilariyla ulkemizdeki oranlar karsilastirilamayacak kadar kücük...

Benim kanim A+, keske az bulunan bir kan olsaydi da ihitiyaci olan insanlara bir faydam olsaydi demisimdir cok kere..A+ cok bulunan bir kan olmasina ragmen elimden geldigi kadar kan vermeye gayret ediyorum

Daha önceden kemik iligi donörlügüyle ilgili yazimin linki tekrar buraya ilistiriyorum.

http://www.hayatsevinceguzel.com/hayat_sevince_guzel/2006/09/iliginizi_bagis.html#comment-101910874

Amac eger bir hayat kurtarmaksa, filmlerdeki gibi kahramanliklar yapmaniza gerek yok, iliginizi bagislayarak da hic tanimadiginiz birinin hayatini kurtarabilirsiniz...

Sevin Hanim eski yazima bir yorum göndermis . Gönderdigi yorumu yayinliyarak, ufak da olsa bir katkida bulunmak istedim.Malesef ki aranilan kan grubuna uyan bir tanidigim yok ....

Okan´a burdan acil sifalar diliyorum. Insallah en kisa sure icinde  iyilesir...

Okan Sonmez, 20 yasinda lösemi (kan kanseri) hastasi, Gata Tip Fakultesi'nde yatiyor,hayatta kalmak icin hergun en az iki unite trombosite ihtiyaci var. Ama kan grubu B rh (-) (negatif) oldugu icin ailesi kan (daha >dogrusu trombosit) verecek donor bulmakta zorlaniyor. Babasi Hayrettin Sonmez insanlarin ilgisizliginden yakiniyor. Isyeri olan Istanbul Buyuksehir Belediyesine yaptigi basvuruya 30 bin calisanarasindan sadece 3 kisi cevap vermis.Oglunu yasatabilmek icin varini yogunu ortaya koyuyor. Eger siz veya bir tanidiginiz B rh (-) negatif); kana sahipse >Lutfen HayrettinSonmez'e ait 0535 744 87 10 numarali telefonu arayin. Yok ben boyle islerle ilgilenmemdiyorsaniz, en azindan mouseunuzu birkackez tiklatarak bu mesaji adres defterinizdeki kisilereyollayiniz.Orada yatan sizin cocugunuz veya kardesiniz olabilirdi.Not: Trombosit kanin pihtilasmasina yol acan bir maddedir.Kisi trombosit verdikten 3 gun sonra yeniden trombosit verebilir. Saglikli birinsan yilda 24 kez trombositverebilir.Kandaki trombosit ayristirilmasi islemi yaklasik 50 ile 70 dakika arasinda surmektedir. Eger bunu yapamiyorsaniz enazindan mouseunuzu bir kac kez tiklatarak bu gence yardimci olabilirsiniz. Unutmayiniz, bu siz, veya cok sevdiginiz birisi de olabilirdi..

February 13, 2008

Sevgiler Günü

Ist2_5230469_valentine_s_day_flow_2

malum Yarin sevgililer günü...Bir tarafda sevgililer günü nedeniyle kapana kisildigini ve aptal yerine koyulma parasina 5 kati para vererek hediye almak zorunda hissedenler, bugünün varligini bile umursamayanlar , bu sevgililer gününü de sevgilim olmadan geciriyorum deyip,üzülenler  ya da hic birseye aldirmayip hergün tekrarladiklari sevgilerini bugun bir kez daha gösterenler....

Sevgililer günü nedense sadece ciftler icin bir günmüs gibi anlasilir, ama aslinda icinde sevgi olan , sevgi duyulan herseyin günüdür bugun.Sevginin günü olur mu hic demeyin?Unutuklarinizi hatirlatan aslinda hep söylemek isteyip dile getirmeyi tembellikden unuttugunuz seyleri hatirlamaniza vasita olan bir gun de olabilir sizin icin...

En son anne babanizi arayip onlari ne kadar cok sevdiginizi söylediniz?Hic hayatinizda birine gercekten `seni seviyorum´diyebildiniz mi?

Kardesinizi sevdiginizi hic ona söylediniz mi, yoksa onun tabiki bunu bilecegeni düsünerek akliniza bile getirmediniz mi hic?

Unutmamak lazim ki bitkisinden  hayvanina, cocugundan yaslisina bu dunyada yasayan her canlinin sevmeye ve sevilmeye ihtiyaci var....

Neden bugunu sevdiklerimiz icin özel birgun yapmayalim ki?

Canim Sevdigim, canim Annecim, Babacim, Kardesim ;Hep mutlu, saglikli ve uzun ömürlü kalin....

Hepinizi COOOOOOKKKKKK  SEVIYORUUUUUUMMMMM.

February 12, 2008

Türban-2

Kaosun tam icindeyiz , bunu daha önceden görmemis olsak , böyle olacagini bilmiyor olsak herhalde daha cok sasirirdik ama malesef su an hic sasirmiyorum.

Baskan bugun cikip , ´beyaz carsafi göze aldik biz ´diyor...Meclisin eski baskani agliyor, diger meclis üyeleri duygulaniyor...Su görüntü gözümün önüne gelince meclis siralarindan firlayip `Allah kahretsin sizleri, guzel ulkemizi, insanlarimizi ne hale getirdiniz ´diye bagirasim var...

Kimi kandiriyorsunuz desem, bu sözlerle kandirabilecekleri o kadar cok vatandasimiz var ki...AKP yine halkin gözünde mazlumu oynamaya devam ediyor...

Bu tartismalarin sonu yok ama yine de soylemek ve yazmak ve en azindan birinden birine ulasmak isterdim...Gerci beyni bir sekilde yikanmis insanlarin dusuncelerini degistirmeniz cok zordur, bu emek ve sabir isteyen mesakatli bir is olur...

Erkek hastalara bakmayan türbanli hanim doktorlar, erkeklerin ellerini sikmayan bayanlar, bayanlarin ellerini sikmayan erkekler ( ! ) ;  kardesim senin kendine hic mi guvenin yok? Bir kadinin elini sikinca temasi bile mi seni heyecanlandiriyor?Yoksa karsina gelen her kadini sadece cinsel bir dürtü olarak mi görüyorsun?Hormanlarina mi laf geciremiyorsun?

Türbanli bir bayan ; hatta tesettür diyelim suna hani pece takilandan;

Arkadas sen bu dünya da ne ise yararsin??

Bu dünyadaki var olma amacin, sadece kocana hizmet etmek midir?

Kitap okurmusun?Fikirlerini paylasirmisin?Hayatla, cevrenle ilgili düsüncelerin olurmu?Hayati paylasirmisin??

Paylasmak bir eylemdir; iki kisi arasinda adi üzerinde pay edilir...Hayati paylasmak hayata tutunmak, hayatla ugrasmakdir.Üretmekdir, calismakdir, su hayatta ben de varim diyebilmekdir.

Elini bile sikmadigin tamamen izole yasadigin bu dünyada sen nasil varsin??

Ülkemizi karartmakdan baska bir ise yararmisin?

Ben insanlarin dini inanclari ugruna saclarini örtmelerine karsi degilim, öyle inaniyorsa örtsün!Ama karacarsaf giyenlere , pece takanlara , hayatin icinde olmakdansa , disinda olanlara ve bunu da sözüm ona din adina yapanlara sonuna kadar karsiyim..

Kendinizi , cevrenizi, ülkemizi ve en önemlisi belki de cocuklarinizin gelecegini karartmadan önce lütfen bir kere daha düsünün!!

Poy9dc_2

February 07, 2008

Türban-1

Konular dagildi ,esas konuya giremedik..Son zamanda ülkemizin gündemini en tepede mesgul eden ´Türban´konusunu endise ile takip ediyoruz...

Herseyin basina dönücek olursak, öncelikle sunu tekradan dillendirmek istiyorum;`Hani degismistiniz!!!`,AKP hükümeti aldigi bu oylar malesef, ki gercekten bunu üzelerek söylemek istiyorum cahil halkimizin aldanisindan baska birsey degildir ve bunun altinda cok buyuk bir siyasi strateji yatmaktadir...

Konuyla ilgili yapilan yorumlar , yazilan yazilar, Cesitli sivil toplum orgutlerinin  mitingleri hice sayan basbakan Turkiyenin ve meclisin %75 nin Türban konusunda mütabakata vardigini söylüyor...% 75 !!!

Uyanalim arkadaslar! Geliyorlar , kaliyorlar, yapiyorlar derken adamlar göstere göstere esas ideolojilerini yerlestirmeye basladilar.Bu gun bu yapilmak istenen degisikliklere karsi cikan bir avuc rektörün yerini bir kac ay sonra yine hukumetin sectigi kendi adamlari dolduracak.Bir tarafdan Yarginin elini, kolunu baglayan yasalari cikartirken bir yandan da kendi ideolojilerini Turkiye yerlestirme ve seriat odakli bir duzen getirme isteklerini yavas yavas ortaya cikaracaklar...Bugün Türban üniversiteye , sonra ilkokula, liseye, sonra da kamuya dagilacak....Aramiza nefret tohumlarini simdiden attilar, bakalim bu ülke insanlarini nasil birbirine düsürecekler??

konuyla ilgli Zülfü Livanelinin yazisi;

Son günlerde, liberal tavırlarıyla tanınan ve “özgürlükler” konusunda AKP’ye başından beri destek olan arkadaşlarda bile bir tereddüt seziyorum.

Türbanın Anayasa maddesi haline gelmesine ve “ahlaklı genç kadın yaratma” girişimine tedirginlikle bakıyorlar. Çünkü girişim, başı bağlı olmayan kadınları “ahlaksızlık”la suçlama tehlikesi içeriyor.

Bence önemli bir gösterge bu: Çünkü beş yıldır ilk kez kuşku düştü liberallerin içine. “Acaba AKP bizim düşündüğümüz gibi bir parti değil mi?” sorusu, yavaş yavaş uç vermeye başladı.

Türban uğruna 301. madde değişikliğini ve AB hedeflerini rafa kaldıran partiyi dikkatli gözlerle süzmeye başladılar.

Dün, AKP’ye en çok destek çıkan arkadaşlardan birisi diyordu ki: “Peki, dört yıl Hukuk Fakültesi’nde türbanla okuyan bir öğrenciye, okulu bitirdikten sonra nasıl başını aç diyeceksin. ‘Bu kadar okudum, hakim olmak hakkım!’ demeyecek mi?”

Belli ki, mahkemeye işi düştüğü zaman türbanlı bir hakimin, acil sersive kaldırıldığı zaman türbanlı bir doktorun önüne çıkmak düşüncesi onu kaygılandırmaya başlamıştı.

Zaten türbanın sadece üniversiteyle sınırlı kalmayacağını bilmeyen mi var.

Türkiye’de göz göre göre bir tiyatro oynanıyor.

Bazı AKP’liler “türbanın kamuda, meslek hayatında olmayışını ahlaksızlık” olarak nitelendirirken, en temkinlileri, “adım adım” diyor.

Yani hedefe adım adım varılacak.

Hedef ne: Türbanı kamunun tümüne yayarak İslami bir devlet yönetimi yaratmak.

Bunun artık lamı cimi yok.

***


Bir kız düşünün, ilköğretimi ve lise eğitimini başı açık olarak tamamlayacak.

Yani -bazılarına göre- günah içinde bir çocukluk ve ergenlik geçirecek.

Sonra üniversiteye giderken başını örtecek.

Dört yıl sonra mesleğe başlarken yine başını açıp günah işlemeye devam edecek.

Türban madem Allah’ın emri, bu emre sadece üniversite çağındayken mi uyulur?

Bu kandırmacaya inanacak kimse var mı sizce?

***


Türkiye’nin başını “takiye” yaktı.

Eğer “takiye” geleneği olmasaydı ve AKP çıkıp hedefini açık açık söyleseydi, belki bazıları bu hedefe baştan karşı çıkabilecekti.

Ama “Değiştik!” dediler. “Gömleğimizi çıkardık.” dediler.

İyi niyetli birçokları da onlara kandı.

Oysa sırtlarındaki bir gömlek değil, onların derisiydi.

İnsanlar yılanlar gibi deri değiştirmez. Hep aynı deriyle yaşar.

***


Türkiye’nin içine girdiği “neo İslamist” hava, giderek güç kazanıyor.

Düşünün ki camide kalp krizi geçiren “mümin kardeşleri”nin hayatını kurtarmak için bile namazını bozmayan bir imam ve cemaat anlayışıyla karşı karşıyayız.

Türkiye büyük bir süratle Orta Doğu’ya kayıyor.

Eğrisiyle doğrusuyla, 300 yıllık Batılılaşma ideali terk ediliyor.

Göreceksiniz; böyle bir ülkede harflerin Latince olması bir çelişki haline gelecek.

İleride, Arapça harflere dönülmesi de gündeme gelecek, tatil günlerinin cumaya alınması da.

Çıkıp İstanbul’u bir gezin bakalım: Tabelalar eski yazı olsa, gözünüze batar mı sanıyorsunuz?

February 06, 2008

Hz. Aise`nin yasi...

Zihni Bey yorumunuzda sizin gönderdiginiz her iki linkdeki yazilanlari da okudum ve acikcasi üzüldüm biraz...Onun icin aciklama yapma geregi hissetim...

Kiz cocuklarinin erken evlendirilmelerini Islama yakistiranlar, bunun Hz. Muhammedìn yaptigi ornek bir is gibi gösterenler amaclari sadece Islam dinini karalamak olanlardir diye düsünüyorum;

Hz Muhammed o gunun sartlarinda Islami yaymak amaciyla yapmisdir evliklerini...Hz, Aise nin Islam tarihindeki cok önemli bir yeri ve rolu oldugunu da unutmamak gerekir.Hz Muhammed é Hz Aisenin yuzu bir su dolu bir kap icinde gösterilmis bununla evlen denilmisdir ve Peygamber hanimlari icinde yine Hz Cebraili gören tek kisi o dur.Bu da Hz Aisenin Allah katinda nedenli önemli bir yerinin oldugunu kanitliyor.

Bunlari asiliz hadislere dayandirmak bence inancinizi sorgulamakla esdegerdir ki böyle bir seyi yapmakdan Allah korusun hepimizi.... Konuyla ilgili Yasar Nuri Öztürk ´un AsriSaadetin Buyuk Kadinlari isimli kitabindan bir alinti yaptim, daha fazlasi icin Yasar Nuru Hocanin sitesinde kitabin tamami var;

http://www.yasarnuriozturk.com/asrisaadet_kadinlari.html

HZ. PEYGAMBER’İN ÖLÜMÜNE KADAR ÂİŞE
Tarihe “Müslümanların annesi ve Son Peygamber’in eşi” olarak geçmiş bulunan Hz. Âişe, Arap Yarımadası’nın Mekke şehrinde doğup büyüdü. Annesi, Kinane soyundan Ümmü Ruman, babası Teym soyundan Ebu Bekir diye tanınan Abdullah, lakabı Sıddıka ve Hümeyra, ünvanı Ümmül Müminîn’dir. Anne ve baba tarafından, Mekke’nin ileri gelen ailelerinden olan Âişe, yaşadığı kentin iffet, cömertlik, asalet ve bilgi ile seçkinleşmiş bir kişisi olan Ebu Bekir evinde doğup büyüdü ve bu evde, devrinin ve çevresinin en iyi terbiyesini alarak yetişti. Bir rivayete göre İslam’ın zuhurundan dört yıl sonra, diğer bir rivayete göre ise çok daha önceki bir tarihte doğmuş olan Âişe, Son Peygamber’in ilk bağlıları arasına giren babasından, çok küçük yaşlarda İslam terbiyesini de alarak yetişti.

Eşi Hatîce’yi kaybeden Son Peygamber, kendisine hem ev işleri ve çocukların bakımında yardımcı olacak, hem de İslam’a davet faaliyetlerinde destek olacak eşlere ihtiyaç duydu. Bunun için, bir yandan yaşlı ve dul bir kadın olan Sevde’yi, öte yandan da en yakın arkadaşı ve iman dostu olan Ebu Bekir’in kızı Âişe’yi istetti. Ebu Bekir, kızını daha önceden Mut’ım adlı bir hemşehrisinin Cübeyr adlı oğluna söz verdiğini,  bu kişinin isteğinden vaz geçmesi halinde Hz. Peygamber’in isteğine olumlu cevap vereceğini bildirdi. Esasen Mut’ım ailesi, bir Müslüman olan Ebu Bekir’in kızını almaktan vazgeçmişti. Bu aile putperest idi ve bu ailenin hanımı: “Bu Müslüman kız evime girerse oğlumu dininden eder.” diye endişeleniyor ve kocasına: “Bu kızı evime sokmam.” diyordu. Burada bir noktaya dikkat çekmek isteriz: Asrısaadet adlı eserin mütercimi merhum bilgin Ömer Rıza Doğrul’un da üzerinde ısrarla durduğu bu nokta şudur: Genel kanaat, Hz. Âişe’nin Hz.Peygamber tarafından istendiği zamanda altı yaşlarında olduğu yolundadır. Fakat şu Mut’ım olayı, Doğrul’un da isabetle belirttiği gibi, bunun kabul edilmesini zorlaştırıyor. Çünkü Hz. Peygamber’in isteği, İslam’ın zuhurundan on yıl sonradır. Âişe o sırada altı yaşındaysa nübüvvetten dört yıl sonra doğmuş olmalıdır. Daha ilk günlerde Müslüman olmuş bir Ebu Bekir’in, putperest bir aileye kzını gelin vermek üzere anlaşmış olması, bu  şartlar altında nasıl mümkün olabilir? Anlaşılan odur ki, Âişe, Ebu Bekir’in Müslüman oluşundan epey önce, bir putperest aile tarafından istenmiş ve babası  da bunu kabul etmiştir. Eğer bu istek, Ebu Bekir’in Müslümanlığı kabulünden sonra olsaydı, Peygamber dostu bir Ebu Bekir, kızını bir putperest aileye asla vermeye kalkmazdı. O halde, Âişe, Müslümanlığın zuhurundan önce doğmuş ve hatta, o sıralarda, bir aile tarafından gelin edilmek üzere istenecek duruma gelmişti. Bunu, Arap Yarımadası iklim şartları içinde düşünürsek, Âişe’nin İslam’ın zuhurundan en az beş, altı yıl önce doğmuş  olduğunu kabul gerekir. Buna göre de, Âişe’nin, Hz. Peygamber tarafından istendiği sırada, en az on dört, on beş yaşlarında  olması icap eder.

Ebû Bekir, Mut’ım ailesiyle konuştu ve onların, eski taleplerinden vaz geçtiklerini öğrendikten sonra Hz.Peygamber’e, isteğinin kabul edildiğini bildirdi. Ebu Bekir bu arada Allah Elçisi dostuna şunu sordu: “Biz seninle kardeş değil miyiz? Peki, nasıl oluyor da sen benim kızımla evlenmek istiyorsun?” Ebu Bekir, Araplar arasında ki “Birbirini kardeş eden kişilerin kızları onlar tarafından eş olarak alınamaz.” geleneğine işaret ediyordu. Her söz ve davranışı, ya bir yaratılış kanununu yeniden belirleyen veya bu kanunlara ters düşen âdeti yıkmak olan Hz.Peygamber gülümsedi ve Ebu Bekir’e dedi ki: “Sen benim kan bağıyla kardeşim değilsin, din kardeşimsin. Bu benim, Âişe’yi istememe engel değil.” (Taberî, 3/161 vd.) Hemen işaret edelim ki, Hz. Peygamber-Âişe evliliği, bundan başka daha birkaç putperest âdetin yıkılmasına yarayacak ve Müslümanlara örneklik edecektir

February 03, 2008

Bir yardim da siz yapin...

5112798h319pd2w470

Yukaridaki Fotograf,Unicef ìn 2007 nin en iyi fotograflari bölümünden alinmistir.Fotograf Amerikali bir fotografci Stephanie Sinclair e ait  ....

Resimde gördügünüz Afganistanli evli cift! 40 yasindaki adam ve sagdaki gelin ise 11 yasindaki bir kiz cocugu...

hangi ülkeden hangi dinden olursan ol, 11 yasindaki bir kiz cocugu hangi akilla 40 yasindaki bir adamla evlendirilir?

O adam o cocugu incitmez mi?O  adam ,o herif ;o kiz cocugunun icinde, ruhunda yaralar acmaz mi?

Ya ben gercekten anlayamiyorum; o adam o kiz cocugunu nasil karisi diye sever, o cocuk o adama nasil karilik eder?

O kücücük kiz cocuklarina sehvetle bakan, o kücücük oyun cagindaki cocuklarla evlenen, onlari inciten ,el kadar kizdan karilik bekleyen adi herifler; Allah hepinizin Belanizi versin!!!!

Oh be biraz rahatladim galiba...Bu benim sinirlerimi tavan yaptiran fotografdan baska bir konuya geciyorum...Unicef i tabiki biliyorsunuz; peki hic katkida bulunmayi arasira da olsa aklinizdan gecirdiniz mi? Aslinda gercekten cok kolay,hem de bir tik kadar...

Sevgililer gününde sevdiginize farkli bir hediye vermeyi düsündünüz mü hic?

Sevgilier günü icin cilginca alisverisin basladigi, aslinda varolmayan bir gün icin bile sacma sapan seylerin ,paralar sacilarak harcandigi bu günde ben de size alternatif bir hediye türü sunuyorum.

Sevgilinizin adina bir yardimda bulunmak bunu da sik bir e-card la tamamlamak istermisiniz??

Bunun icin asagidaki linke bir göz atmaniz yeter;

http://www.unicef.org.uk/store/eGreetings.aspx?grp=300C0E9B-EA2F-4F95-9CE2-27D045FB8FC6

Disaridan seyredenlerdense, katilanlardan biri olmaya varmisiniz....?

ziyaretci sayisi